0

İçim Dışım Erdoğan

| 4 Şubat 2009 Çarşamba


Bugünlerde mideme giren şarap miktarı ile her gün duyduğum Erdoğan kelimesi tuhaf bir paralellikte ilerliyor. Zira ne var ne yok diye internete ve bilimum haber ve blog sitelerine bakarken gördüğüm iki yazıdan birinin Erdoğan ile ilgili olması da pek tesadüf değil.

İlk haberimiz Tayyip'in kısa bir zaman önce "Ben giriyorum, siz de girin." dediği Youtube hakkında. Davos'taki "dramatik" çıkışı hakkında Youtube üzerinden yaptığı açıklamanın ne kadar ironik olduğu kuşkusuz.

Merak edenler için: New York Times

İkinci haberimiz ise yine Erdoğan'ın Davos'taki "dramatik" çıkışı sonrası İngilizce'ye geçen "to Erdogan"/"Erdoganing" fiili. Şahane bir kullanım olabilir, tabii anlayana.

Buyrun burdan yakın: To Erdogan
0

Retro, Konsept ve Parti. Yine mi?

| 1 Şubat 2009 Pazar


Dano Alexander öncülüğünde toplanan Istanbul Street Style ekibinin The Hall'da gerçekleştirdiği "retro" konseptli partilerin beşincisi dün yine birtakım adını bile duymadığımız DJ'ler, siyah-beyaz duvara öylecene yapıştırılmış "görseller" ve görmeye alışık olduğumuz insanlardan bazıları ile gerçekleşti. Şahane, Factory Party, Madchester ve Retro A Go Go partileri işte bu konseptlerle hazırlanıyor. Başlarda gerçekten, İstanbul'a alternatif partiler kazandıran ISS ekibi artık kendini tekrar etmeye başlamış. Son iki partideki kişi sayısı ve ruhsuzlukla bu kendini açıkça gösterdi. Dano'dan ve ekibinden daha yaratıcı konseptli, farklı seçeneklerin sunulduğu, klişelerin azaldığı yeni partiler ve etkinlikler beklemekteyim(z). Zira eski Şahane ruhu geri dönmeli ve İstanbul'da "yeraltı" parti hayatı biraz kendine gelmeli.

ISS nedir diyenlere: Istanbul Street Style
0

Google Translate'te Türkçe

|

Nihayet Google Translate'e Türkçe dil seçeneği de eklendi.

Merak edenler için, buyrun burdan bakınız. Google Translate in Turkish
0

Ali Akay vs. Vasıf Kortun

|
Resmi Görüş'e eklenen son Ali Akay yazısından bir cümle:

Bir ideolojiye bağlı kalan sanatların ideolojiler yok olduğunda nasıl ortadan silindiğini sık sık gördük
2

Orda olmak vardı!

|
0

Pardon, sanat mı dediniz?

|

Facebook'ta ortaya çıkmış bir akım var: "Yeni Indieciler Tırt Sanat Akımı"

Kendileri Üçüncü Mevkii'de komünsel bir şekilde Meksika Usulü Patates'lerini yedikten sonra, Firuzağa'da ya da Danışman Geçidi'ndeki Mustafa Abi'de çaylarını yudumlarken "bohem" bir şekilde sanat konuşan ve icra eden, sanatla alakasız her türlü bölümde okuyup sanat üreten insanlarmış. Grubun sadece eğlence amaçlı olarak kurulduğunu iddia etseler de bence hiçbir şey üretemeyip sadece konuşan birtakım insanın buluşup yine hiçbir şey üretemeyip bolca konuşacağı, akşamında da Peyote'de veya Dogzstar'da buluşup dans edip takılacağı bir grup olmuş. Hayırlara vesile olsun diyoruz.

Merak edenler için: Yeni Indieciler Tırt Sanat Akımı
0

İstanbul'da Bir Dava

|

İstanbul'da Bir Dava, ilk kez bu yaz 16. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'nde adını duyduğum ve çok merak ettiğim bir oyundu, ancak beklentilerimin biraz altında kaldı. Müzik, şarkılar, koreografi ve dans böyle karanlık ve kapalı bir metnin içinde biraz "ironik" bir şekilde çok şen, eğlenceli ve lirikti.

Kerem Kurdoğlu'nun Kafka'nın en grotesk ve karanlık romanlarından biri olan Dava'yı kendince bir tiyatro metni olarak kurgulaması, yeniden yazması ve yorumlaması ve bunun içine bir de müzik ve koreografinin eklenmesi ortaya karmaşık, kopuk ve tuhaf bir oyun çıkarmış. Kafka'nın o iç bunaltıcı, depresif, karanlık, gizemli cümlelerinin ve karakterlerinin yerini göbek atan ve şarkı söyleyen insanlar ve arada kopuk ve yer yer hatalı cümleler almıştı. Sonuç olarak baştan yazılan bir metin/oyun olsa belki daha iyi olabilirdi, ama bir Kafka/Dava uyarlaması olunca bazı şeyler çok sakil ve tuhaf durmuş. Keşke müzik ve dans hiç olmasaymış, belki de oyun daha etkileyici olabilirmiş. Kerem Kurdoğlu'nun "kafkaesk" olmamak ve biraz da olsa metni "ironik" olarak incelemek ve bunu İstanbul'un içinde yapmaya çalışması bütün bu öğeleri karıştırmış. Ayrıca oyuna adını veren şehr-i İstanbul nedense oyunun içinde Alper Hoca'nın deyişiyle sadece birkaç camii, vapur ve martı sesiyle yer alıyordu. (Alper Hoca'nın önünde eğiliyoruz.) Oyunun içinde geçen Tarlabaşı ve Sultanahmet öğeleri Dava'nın İstanbul'da geçmesi kurgusu için yetmemiş ne yazık ki. Aynı şekilde kostüm ve dekor da İstanbul kurgusunu ve Kafka'nın karanlık ve bunaltıcı havasını verememişti. Gerçi amaç da onu vermek değil, tam tersine ondan uzaklaşmaktı ancak garajistanbul'un başından beri kurucuları, destekçileri arasında yer alan ve gist'in editörlüğünü de yapan Naz Erayda bu aşamada sanki biraz uğraşmamış gibi geldi. Siyah-beyaz üzerine kurulu bir kostüm ve hareket eden metal platformlardan oluşan bir dekor yerine daha farklı ve "İstanbul" alt yapılı bir dekor ve kostüm olabilirmiş.

Oyunun en etkileyici olarak nitelendirebileceğim şeyi kesinlikle Yiğit Özşener'in mükemmel performansıydı. Ses tonu, mimikleri, Bay K'ya yaraşır donukluğu ve kapalılığı kesinlikle mükemmeldi. Kesik kesik hareketleri, ses tonunun değişkenliği ve bakışlarındaki donukluk Kafka'nın Dava'sına yaraşır bir nitelikteydi. Trajikomik bir olayı, "ürkütücü" ve "acımasız" olarak nitelendiren Kurdoğlu oyunu ve karakterleri de öyle kurgulamış.

Sonuç olarak "kafkaesk" ve karanlık bir metni böylesine uyarlamak ve düzenlemek de başka bir iş, ancak beklentilerin altında kalıyor. Bir de Şehir Tiyatroları'nın oynadığı Dönüşüm'ü izlemek lâzım.
13

Küstüm Oynamıyorum

| 30 Ocak 2009 Cuma

O 25 dakika konuştu, ben 12. Ayrıca siz masum insanları öldürüyorsunuz, o yüzden cezalısınız. Ben Kasımpaşalıyım, böyle konuşurum, beğenirseniz. Ya sev ya terk et. Bir de ben burayı İbo Show zannediyordum, yanlışlıkla gelmişim. Davos da neymiş. Ben Kasımpaşa'da bakkal açacaktım, yanlışlıkla başbakan oldum. Halbuki psikoloji, sosyoloji, hukuk, ekonomi, siyaset, kamu yönetimi filan bilmem. Onlar de neymiş. Pardon, diplomasi mi dediniz? Hatta Avrupa Birliği filan var değil mi, hah bildim şimdi. Ayrıca Yahudiler lanetli ırk, ben de Müslüman'ım, Yahudilerle arkadaşlık etmem. Küstüm oynamıyorum.
0

"Dünyada Sen" Ben? Biz?

| 27 Ocak 2009 Salı

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin yan etkinliklerinden biri bu sene çiçeği burnunda galerimiz Galeri Splendid'in ortaklığı ile yine bir başka çiçeği burnunda eğlence ve yeme-içme mekânımız Lokal Tünel'de. Bu üç ortak alternatif ve -kısmen- yeni mekânın (alanın) ortak bir noktada böyle farklı bir etkinlik için buluşması pek güzel olmuş.

!f İstanbul'un bu seneki buluşma noktalarından biri olan Lokal Tünel, daha önce Kaffehaus ve sonrasında Cihangir'in Leyla'sının Meyra olmasından sonra Tünel şubesiydi. Lokal'ın Mısır Apartmanı'ndaki mekânından sonra Cihangir'in kültür-sanat elitinin ve "entellektüel" -ironiyi anlamayan nesle aşina değiliz- kitlesinin Tünel'e taşınmasıyla burda da yeni bir mekâna ihtiyaç duyuldu sanırım. Zira Lokal'den sonra Kafe Pi'nin Tocc'u ve Tünel Bistro'yu alarak iki yeni şube açması da her ne kadar hedef kitleleri farklı olsa da pazarda yeni bir rakip anlamına geldi.

Beyoğlu'nun çiçeği burnunda galerilerinden Galeri Splendid ise festivalin bu seneki buluşma noktalarından Lokal Tünel'de farklı bir sergi düzenliyor. !f İstanbul'un bu seneki çıkış noktası olan "kendin yap" bu noktada devreye giriyor. Sergi, odağını toplumsal bakışlardan bireysel algılara çeviriyor ve böylece !f İstanbul seyircisini etrafında olan bitenle birleştirerek kendi içinde bir deneysellik ve içselleştirme yaşatmayı hedefliyor. Sergiye yollanacak afişlerin konusu "dünyada sen", son başvuru tarihi ise 7 Şubat Cumartesi saat 12.00.

Festival boyunca Lokal Tünel'de sergilenecek afişler ayrıca "gerilla marketing" yöntemi uygulanarak -seni seviyoruz marketing!- beklenmeyen yerlerde de karşımıza çıkabilir. Şimdiden heyecanlı bir sergi ve festival bizi bekliyor gibi.
0

Boykot Derken?

| 20 Ocak 2009 Salı
Boykot:
1 . Bir işi, bir davranışı yapmama kararı alma.
2 . Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesme.

Şekil 1 A'da da görüldüğü gibi boykot, bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesmek olarak kabul edilebilir. Ancak bir ülkenin yönetiminin ve/veya askerinin yaptıklarından o ülkenin tüm insanlarını, kültürünü, sosyal hayatını sorumlu tutmak ne derece mantıklı ve tutarlıdır. Buna istinaden bir ülkenin eylemlerinden sorumlu tutulan kültür ve sanat mı olmalıdır? Kültür ve sanatın İsrail'in Gazze'yi bombalamasındaki etkisi, tepkisi, fikri, zikri nedir? İsrail'in Gazze'yi bombalamasının İsrail'li çocukların kitaplarıyla ilişkisi nedir? Bu bağlamda İstanbul Oyuncak Müzesi'nde sergilenecek olan İsrail'in çocuk kitaplarının boykot edilmesinin nedeni nedir? Ya da sualtı fotoğraflarının İsrail ve Gazze arasındaki sorunlarda ne gibi bir etkisi vardır? Bu nedenle sualtı fotoğraflarının sergilenmesini boykot etmek nedendir? Sorunlar ve sorular uzatılabilir, ancak Vasıf Kortun'un Resmi Görüş'te belirttiği gibi bir şeyleri boykot etmeli miyiz? Edersek niye etmeliyiz, nasıl etmeliyiz, hangi temellere dayandırmalıyız? Bence bir şekilde bir şeyleri boykot edeceksek bu diplomatik yollardan olmalı, işin içine kültür ve sanat katılmamalıdır.