Istanbul Fashion Days '09
|
25 Ağustos 2009 Salı

Şehr-i Istanbul'da (İ değil I) bir etkinlik bitmeden diğerinin başlamasına alıştık, ancak moda ile ilgili ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmeyen etkinlik olunca İstanbul Fashion Days de ayrı bir önem kazanıyor. 27-29 Ağustos tarihleri arasında İTÜ Taşkışla kampüsünde yapılacak olan etkinlik İTKİB, Moda Tasarımcıları Derneği ve İstanbul Moda Akademisi ortaklığıyla gerçekleşiyor. Özellikle daha önce garajistanbul'da izlediğim Hatice Gökçe ve Simay Bülbül'ün defilelerini merak etmekteyim. Bahar Korçan, Arzu Kaprol ve Özgür Masur da merak ettiğim diğer isimler arasında...
MAP sizi çağırıyor!
|
Bienal sanatçıları...
|
"Jumana Emil Abboud, Vyacheslav Akhunov, Mounira Al Solh, Nevin Aladağ, Doa Aly, Karen Andreassian, Yüksel Arslan, Zanny Begg, Lida Blinova, Anna Boghiguian, KP Brehmer, Bureau d'études, Cengiz Çekil, Danica Dakić, Lado Darakhvelidze, decolonizing.ps (Sandi Hilal, Alessandro Petti, Eyal Weizman), Natalya Dyu, Rena Effendi, Işıl Eğrikavuk, Etcétera..., Hans-Peter Feldmann, Shahab Fotouhi, İnci Furni, Igor Grubić, Nilbar Güreş, Margaret Harrison, Sharon Hayes, Vlatka Horvat, Wafa Hourani, Hamlet Hovsepian, Sanja Iveković, Donghwan Jo & Haejun Jo, Jesse Jones, Alimjan Jorobaev, Michel Journiac, KwieKulik (Zofia Kulik tarafından sunuluyor), Siniša Labrović, Signs of Conflict: Political Posters of Lebanon's Civil War (Çatışma Belirtileri: Lübnan İç Savaşının Siyasi Afişleri, bir Zeina Maasri projesi), David Maljković, Marwan, Avi Mograbi, Rabih Mroué, Aydan Murtezaoğlu & Bülent Şangar, Museum of American Art-Belgrade (Amerikan Sanatı Müzesi-Belgrad), Marina Naprushkina, Deimantas Narkevičius, Ioana Nemes, Wendelien van Oldenborgh, Mohammad Oussama, Erkan Özgen, Trevor Paglen, Nam June Paik, Marko Peljhan, Darinka Pop-Mitić, Lisi Raskin, María Ruido, Larissa Sansour, Hrair Sarkissian, Ruti Sela & Maayan Amir, Canan Şenol, Société Réaliste, Mladen Stilinović, Tamás St.Auby, Jinoos Taghizadeh, Oraib Toukan, Vangelis Vlahos, Simon Wachsmuth, Artur Żmijewski, What is to be done / Chto delat?"
Şahsen Danica Dakić, Hans-Peter Feldmann, Margaret Harrison, Sharon Hayes ve David Maljković'in eserlerini özellikle merak etmekteyim. Bu yılki sanatçı seçimine bakınca coğrafyanın Doğu Avrupa ve Ortadoğu'ya kaymakta olduğunu, ağırlıklı olarak da Balkanlar'ın seçildiğini görüyorum. Umarım bu coğrafi konumlandırmadaki kısıtlılık Bienal'in kavramsal çerçevesinin ortak algısını yaratmaya ve "ulaşım" konusundaki tartışmaların önüne geçilmesine yardımcı olur.
Olmayan Zamanlarda Zaman Yaratmak
|

Jeanne Moreau ile beklenen buluşma
bu hafta sonu Rumelihisarı'nda!
Dünyaca ünlü Fransız oyuncu Jeanne Moreau, İstanbul Tiyatro Festivali'nin özel projesi için İstanbul'a geliyor. Sinemaseverlerin yakından tanıdığı yönetmen Amos Gitai tarafından yorumlanan Işığın Oğulları ile Karanlığın Oğullarının Savaşı isimli oyun, İKSV ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın ortak projesi olarak, 31 Temmuz Cuma ve 1 Ağustos Cumartesi akşamları Rumelihisarı'nın etkileyici tarihi atmosferinde izleyicilerle buluşacak.
Fransa, Yunanistan, İspanya, İsrail ve Filistin'den sanatçıların katılımıyla gerçekleşen oyunda, Türkiye'den usta oyuncu Cüneyt Türel, Fransa'da yaşayan başarılı oyuncumuz Sedef Ecer ve "taş plak sesli kadın" olarak tanınan Sema da yer alıyor.
Avignon, Atina & Epidaurus, Barselona Grec ve İstanbul Tiyatro Festivali'nin oluşturduğu Kadmos birliği ile Paris Odéon Tiyatrosu'nun ortak yapımı olan oyunun biletleri satışta!
Işığın Oğulları ile Karanlığın Oğullarının Savaşı
Rumelihisarı
31 Temmuz Cuma, 21.30
1 Ağustos Cumartesi, 21.30
Yoğun bir tempo, yorucu bir hayat, keyifli zamanlar: Festivaller I
|
16 Temmuz 2009 Perşembe
Bu seneki 37. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'ndeki birçok konsere hâlihazırdaki işim dolayısıyla katıldım. Bunlardan ilki Erden Bilgen önderliğinde toplanan CSO yaylı çalgılar üyelerinden oluşmuş Barok Solistleri'nin Süreyya Operası'nda verdiği konserdi. Süreyya Operası ilk defa geçen sene festival mekânı olarak kullanılmaya başlanmış, AKM kapandığından beri opera, bale ve oda konseri gibi birçok etkinliğin Anadolu yakasına taşınmasını sağlamış, benim de bu yüzden pek sevdiğim bir mekân. Ayrıca konu "Barok" olunca, bunu en iyi yansıtabilecek konser salonlarından biri olduğu da tartışılamaz. Erden Bilgen, Lars Ranch ve Barok Solistleri'nin verdiği bu konser, küçük bir kitleye hitap eden bir müziğin, büyük kitleler tarafından da benimsenebileceğini ve sevilebileceğini gösterdi.
Festivaldeki ikinci konserim Jian Wang ve Göran Söllscher'in Arkeoloji Müzesi'ndeki Çinili Köşk'ün bahçesinde verdiği muhteşem konserdi. Bu konser festivalin gelenekselleşen bölümlerinden Saray Konserleri'nin birincisiydi. Benim için konserin en güzel yanı ise Astor Piazzolla'nın klasikleşen eseri Milonga del Angel'in eşsiz gitar yorumuydu. Ayrıca bu konser kapsamında Vefa Lisesi ve Pertevniyal Lisesi'nde yapılan eğitim projeleri de festivalin sosyal sorumluluk ve eğitim alanındaki yüzünün başarılı örnekleriydi. Göran Söllscher gibi bir yorumcunun bu okullarda öğrencilerle gitar çalması, onlara bildiklerini aktarması festivalin sadece "yüksek kesim"e hitap etmediğini -ya da klasik müziğin yüksek sanat olarak görülmesi-nin yanlış olduğunu gösterdi.
Festivalin ortalarında, son anda katıldığım, fakat festivalin en görkemli konseri olarak gördüğüm Mutter, Harrell, Previn "klasik müzik sahnesinin rüya üçlüsü" olarak lanse ediliyor. Yüzyılımızın en önemli keman virtüözlerinden biri olan Anne-Sophie Mutter zerafeti ve güzelliği ile festivale çok yakıştı. "Sir" André Previn ise yaşına rağmen sahip olduğu enerjisi, coşkusu ve espri anlayışı ile Aya İrini'ndeki izleyicilere hayatlarında belki bir kez sahip olabilecekleri bir deneyim yaşattı. Festivalimizin akort ustası Anton'a göre André Previn piyanonun tuşlarına Aya İrini'nin ekosuna göre basıyordu. Bu noktadan itibaren ise klasik müzik benim için başka bir boyut kazandı.
Kanımca festivalin en kötü konseri Bilkent Senfoni Orkestrası ve Han-Na Chang'in birlikteliğiydi. Han-Na Chang'in viyolonseliyle BSO'nun uyumsuzluğu zaten başlı başına bir sorun iken, BSO'nun Han-Na Chang'den sonra uzun bir Mahler bestesi çalarak dinleyicileri bir güzellik uykusuna yatırmaları pek de güzel olmadı. Zira salonun arka taraflarının kısa sürede boşalması ve izleyicilerin kendilerini yavaş yavaş Aya İrini'nin bahçesine atmaları son derece kabul edilebilir bir davranıştı.
Festivalin kapanışını ise 30 Haziran'da Daniel Barenboim'in şefliğinde gelen La Scala Filarmoni Orkestrası'nın biraz sönük kalan konseriyle Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda yaptık. La Scala'nın sahnede kanlı canlı bir şekilde izlenebilecek olmasının verdiği heyecanın yanında festival yorgunluğunun da son raddesinde olmasının etkisi vardı. Konser beklediğimden daha az etkileyici olsa da Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu duymak beni sevindirdi.

Ayrıca Müzik Festivali sırasında ünlü Japon davul grubu Kodo da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde iki performans sergiledi. Bu gösteriler de Haziran ayının ve Açıkhava'nın en etkileyici görüntülerine ve seslerine sahne oldu. Kodo'nun disiplini, uyumu, ritmi, doygunluğu ve düzeni hem izleyenleri hem de çalışanları şaşırttı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







