Beğendim, alıyorum: Bienal!

| 6 Eylül 2009 Pazar


Bizzat içinde bulunduğum ve dolayısıyla içinde bulunmaktan pek keyif aldığım İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ve Bienal, daha kavramsal çerçevesi açıklandığı günden beri sanat camiasında -hanım koş sanat camiası dedi- birçok tartışma yaratmakta. E doğal olarak bu tartışmalar, geçtiğimiz Bienal'de Hou Hanru'nun açtığı "küratöryel" cevap motiflerini de içermekte. Bunlardan biri de Bienal'e 10 yıllık sponsor olan Koç Holding ve Bienal afişlerinde yer alan alıntılar çevresinde gelişiyor, -ki bu alıntılar Bienal'in kavramsal çerçevesini oluşturuyor-. Kendilerini "direnistanbul" olarak tanıtıp, IMF'nin Türkiye'ye gelmesinden Bienal'in Koç Holding sponsorluğunda yapılmasına kadar, her türlü uluslararası, ulusal, politik, apolitik, düzenli, anarşik -hanım bir daha koş, anarşikler basmış- eyleme "karşı" olan bir grup şimdi de bir mektup yazarak Bienal'e yaratıcılık ile ilgili "demeç" vermiş. Kendilerini bir gün önce vapurda IMF'yi protesto ederken görüp, dağıttıkları "bildiri"leri okuyarak gözlemlediğim kadarıyla, üç beş "anarşik" lise ve üniversite öğrencisinden oluşan, iki gün sonra unutulacak bir grup.

Bizzatihi içinde barındırdığı sanatçılarla, kavramsal çerçevesiyle ve tabii ki sanat eserleri ile yeterince dikkat çekecek ve İstanbul'u yılın iki ayı sanat çevrelerinde -çevreni seveyim- odak noktası hâline getirecek olan Bienal zaten birçok ülkede ve şehirde yapılan, ve yapıldığı ülke ve şehirlerde başka şeylerle dikkat çeken bir eylem, aktivite ve etkinlik iken, Türkiye'de (İstanbul'da) bunun, holding sponsorluğunda sanat -ya da bir başka deyişle kapitalizm sponsorluğunda komünizm- gibi "basit" bir tartışmaya indirgenmesi yeterince gereksiz ve utanç verici. Zira "sponsorluk" dediğimiz kavramın yeterince iyi bilinmemesinden, bu kavramla oluşan bağların ileriki safhalarda ortaya ne gibi şeyler çıkarabileceğinin öngörülmemesinden kaynaklanan sorunlarla hâlâ bu gibi konularda tartışıyor ve bir şeylerin cevabını bekliyorsak Bienal'in kavramsal çerçevesini bir kez daha hatırlatmakta ve bu vesileyle pek sevdiğim Breht'i bir kez daha anmakta yarar var.

İNSAN NEYLE YAŞAR?

Bienal'in kavramsal çerçevesini ve yarattığı tartışmaları bir kenara bırakacak olursak işin eğlence kısmına geri dönebiliriz. Bienal'in şimdilik gözüken iki partisinin mekân seçimleri de biraz ilginç. Şu anda en "iyi" -kötünün iyisi- olarak nitelendirebileceğim gay bar XL gerçekten yaratıcı bir seçim olmuş. "İnsan neyle yaşar?" sorusuna "Seçimleriyle." cevabını verebilenlerimiz için güzel bir yer. Ancak bu mekânın kiralanmasıyla içinde yaratılacak konseptin uyumunu gerçekten merak etmiyor değilim. Zira mekânsal olarak çok başarılı bir yer, ancak konsept olarak farklı bir şekilde kurgulanması gerekiyor. İkinci parti mekânı ise Karaköy Liman Lokantası, daha sakin, daha sade ve daha "eski" bir yer, ancak burda yapılacak etkinliğin bir yemek / kokteyl havasından bir "parti" havasına dönüşebileceğini pek zannetmiyorum. Neyse, bunu da bir şekilde göreceğiz.

Bienal ile ilgili gözlemler, tartışmalar ve fikirler bitmez..

4 yorum:

canDirekli dedi ki...

bienal varken istanbulda olamamak :/

Emre Erbirer dedi ki...

Çok yazık bence de. E kaç arada..

deniz dedi ki...

neyse ki tüm bu ilginç yorumları yapan -bianel, direnistanbul, bir kaç anarşik, insan neyle yaşar sorusuna yanıt- bir "Saray Soytarısı"

Emre Erbirer dedi ki...

Hım hım, nasıl yani?